Troya Efsanesi:

M.Ö 1300 yıllarında, Anadolu’nun kuzey batısında, bugün Biga yarımadası olarak anılan Troas bölgesinde Kral Priamos’un ülkesi Troya’da insanlar bolluk ve zenginlik içerisinde yaşarlardı ve sosyal hayat çok gelişmişti .Bu bolluk ve zenginlik komşuların iştahını kabartır ve savaş çıkarmak, Troya’ya saldırmak ve yağmalamak için bahaneler ararlardı . Fakat şehrin surları çok sağlam olduğu için geçemezlerdi.

Kral Priamos’un karısı Hekabe oğlu Hektor’dan sonra ikinci çocuğuna hamile idi. Hekabe bir gün rüyasında, karnından çıkan alevlerin bütün şehri yaktığını görür . Rüyasını krala anlatır. Kral Priamos , durumu kahinlere sorar.Kahinler doğacak çocuğun Troya’nın yok olmasına sebep olacağını ,bu nedenle öldürülmesinin gerektiğini söylerler.Çocuk doğar,annesi çocuğuna kıyamaz, adını Paris koyar ve öldürülmesine karşı çıkar.Fakat baskılara birkaç ay dayanabilir.Çocuğu öldürmek üzere İda dağına götüren görevliler, öldürmeye korkarlar, bu işi vahşi hayvanlar yapar diyerek dağın derinliklerine bırakır ve dönerler.Dişi bir ayı bebeği bulur, onu emzirerek ölümden kurtarır.Daha sonra Agelaos adında bir çoban bulur ve Paris’i evlat edinir.Adını Aleksandros koyarlar,çobanlığı öğretirler.Gözüpek,güçlü kuvvetli, yakışıklı bir delikanlı olur.Diğer kardelşlerine bakarak onlardan farklı olduğunu görür.Ormanda yaşayan ağaç perisi Oinone ile tanışır ve onunla evlenir.

Bu çağlarda yüksek dağların doruklarında tanrılar ve tanrıçalar yaşardı.Bu tanrılar insanların kaderlerini belirler,onlarla evlenir,yarı tanrı yarı insan çocuklar doğardı.Bu tanrı ve tanrıçaların en büyüğü Zeus’tu.

Olimpos dağında, deniz kızı güzel Thetis ile ölümlü bir insan oğlu olan Peleus'un düğünü vardı. Tüm tanrı ve tanrıçalar düğüne davet edilmişti. Sadece kavga ve nifak tanrısı Eris davet edilmemişti. Düğüne davetsiz olarak gelen Eris adına yakışır bir davranışta bulunarak, altın bir elmanın üzerine en güzele diye yazarak düğün sonrasının ortasına atar. Güzel olduğunu iddia eden tüm tanrıçalar altın elmaya sahip olmak için uğraş verirler. Sonunda, altın elma, güçlü olan üç tanrıça Zeus’un karısı Hera, Akıl tanrıçası Athena ,Güzellik ve aşk tanrıçası Afrodit'te kalır. Altın elmayı baş tanrı Zeus’a vererek, en güzele vermesini isterler. Zeus tanrıçaları kızdırmak istemez. Böyle işlerden anlamadığım fakat İda dağında çobanlık yapan, aslında kral oğlu olan, Paris'in bu işi yapabileceğini söyler. Tanrıçalar Paris'i ida dağında sürülerini otlatırken bulurlar. Altın elmayı eline verirler ve bunu içlerinden en güzele vermesini isterler. Paris karşısında üç güzel kadını görünce şaşırır ve duraklar. Paris'in bu duraklamasını kararsızlığına veren Hera altın elmayı kendisine verirse ona Asya krallığını vereceğini,Athena, sonsuz aklı ve başarıyı vereceğini, Afrodit ise dünyanın en güzel kadını olarak bilinen Spartalı Helena'nın aşkını verecegini söyler. Paris elmayı Afrodit'e verir. Bu duruma diğer tanrılar çok sinirlenirler, Paris'e kızarlar ve kinlenirler.

Paris bu olayı unutamaz.Aklında hep Spartalı Helena vardır. Bu beklemeye daha fazla dayanamaz,karısı Oinone’yi ve İda dağını terk ederek ederek Troya'ya gider. Oinone, ona bir gün yaralanırsa kendisine gelmesini söyler. Bu sırada şehirde yarışmalar vardır. Yarışmalara katılır ve birinci olur.
Troya Kralı Priamos tarafından ödüllendirilmek üzere huzura çağırılır.Paris'in, kahin olan kız kardeşi Kassandra onu tanır. Ailesine kavuşur.
Kral Priamos, Sparta ile aralarında bulunan anlaşmazlığı gidermek üzere oğlu Paris'i elçi olarak Sparta'va gönderir. Paris,Kral Menelaos ve güzel karısı Helena' ya konuk olur. Kral Menelaos'un büyük babası Girit Kıral'ı Katreus ölür. Karısı Helena'yı misa.fîrleriyle bırakarak cena ze için Girit'e gider. Paris, Helena ile yalnız kalır. Afrodit'in de gayretleriyle Helena Paris'e aşık olur. Helena çeyizini de yanına alarak, Paris ile Troya'ya kaçar.

Troya'ya saldırmak için fırsat kollayan Kral Menelaos'un ağabeyi Kral Agamemnon beklediği .fırsatı bulmuştur.Akhalardan ve yandaşlarından, bin parçalık gemiden oluşan bir ordu kurar ve Troya önlerine gelir. Savaş on yıl sürer. Savaşta tanrılar da taraf tutar. Altın elmayı kendilerine vermediği için Hera ve Athena, Paris'e ve Troya'ya karşıdıirlar. Afrodit ise Troya'dan yanadır. Düğünleri olan deniz kızı Tetis ve ölümlü Peleus'tan, Akhaların en büyük savaşçısı Akhîlleus doğar.Akhilleus, Troyalıların kahramanı ve Paris'in kardeşi Hektor'u öldürür. Vücuduna silah işlememektedir çünkü doğduğunda annesi onu topuğundan tutarak kutsal suya batırmıştır. Paris, Akhilleusu topuğundan vurarak öldürür. Kendisi de kasığından vurulur. Aklına terk ettiği karısı su perisi Oinone'nin koşar .fakat geç kalmıştır. Paris'in ölümüne dayanamaz ve o da canına kayar.

Savaşta iki tarafda birbirine üstünlük sağlayamaz. Akhaların ünlü krallarından Odysseus, İda dağının göknarlarından tahta bir at yaptırır. İçine kendisi de dahil askerlerini yerleştirir. Troyalılar savaşın bittiğine çok sevinmektedir. Şenlikler düzenlerler. Tahta atın Tanrıça Athena için yapıldığına ve kutsal olduğuna inanırlar. Bu nedenle tahta atı surların içine alırlar. Geç vakitlere kadar şarap içip eğlenir, daha sonra da yorularak derin bir uykuya dalarlar. Tahta atın içinde bekleyen Akha askerleri yerlerinden çıkarak şehrin kapılarını, geri dönen
askerlere açarlar. Şehri tamamen yakıp yıkarlar. Güzel Helena'yı da yanlarına alarak memleketlerine dönerler.

Troya kralı soyundan olan prens Ankhises ile tanrıça Afrodit'in oğlu olan, Aeneas, annesinin de yardımıyla savaştan kurtulan Troyalılarla birlikte, İda dağının en yüksek tepesi olan Gargaros tepesinin eteklerinde bulunan ve kutsal alan olarak kabul edilen Kartal Çimeni Yaylasına sığınır. Etraflarına daire şeklinde taştan bir duvar örerler. (Bu duvar Kaz Dağları'nın zirvesinde hala durmakta olup Kaz avlusu olarak bilinmektedir.) Burada tanrı Zeus'un korumasında birkaç yıl kalırlar. Sonra bugünkü Altınoluk yakınlarında bulunan Andandros kentinin tersanelerinde İda Dağı’nın kerestesini kullanarak yaptıkları gemilerle, bugünkü İtalya'ya giderek Roma kentini ve imparatorluğunu kurarlar.